Global krizin demir çelik sektörümüz üzerindeki olumsuz etkileri devam ediyor. 2009 yılının, esasen önemli ölçüde gerilemiş olan ilk çeyrek ihracat rakamlarına kıyasla dahi, 2010 yılının ilk 2 ayında değer yönünden ihracatta gözlenen % 20’ler seviyesindeki düşüş, Mart ayından sonra kademeli bir iyileşme gösterip Mayıs sonu itibariyle % 2,1 oranında artışa dönüşmüş ise de bu durum, gerçek bir iyileşmeyi ifade etmiyor.
Miktar açısından bakıldığında, 2010 yılında devreye girmiş bulunan yeni kapasitelere rağmen, Ocak-Mayıs döneminde;
- İhracatın miktar yönünden % 18,5 oranında gerilemiş olması,
- Ürünler itibariyle bakıldığında, gerilemenin % 18 seviyesinde kalmasının, katma değeri düşük olan, kütük ve slab gibi yarı ürünlerdeki sırasıyla % 152 ve % 392 gibi yüksek oranlarda artışa bağlı bulunması,
- Katma değeri daha yüksek olan yassı ve uzun ürün ihracatının ise, miktar yönünden % 50 civarında gerilemesi,
durumun vehametini açıkça ortaya koyuyor.
2009 krizindeki düşük ihracat rakamlarının da altında kalındığını ve Türk çelik sektörünün, dünya çelik piyasalarındaki payının önemli ölçüde gerilediğini gösteren bu tablo, istihdam açısından olumlu bir görüntü vermiyor. İstihdamı azaltmama yönündeki tüm gayretlere rağmen, demir çelik sektörümüzün 2009 yılı istihdamında, 2008 yılındaki seviyesine kıyasla, % 10 civarında düşüş gerçekleşmiş bulunması da, sektörde ciddi sıkıntı yaşandığını teyid ediyor.
Ne var ki, istihdam kaybındaki çözümün, üretimin ve ihracatın desteklenmesi ile mümkün olabileceği, bunun için de sanayinin rekabet gücünü arttırıcı tedbirlerin alınmasına ihtiyaç duyulduğu ve subjektif bir takım uygulamalar ile, rekabet gücü zayıflatıldığı için uluslararası piyasada ürününe alıcı bulamayan bir sektörde, istihdam kayıplarının devam etmesinin kaçınılmaz olduğu hususu, sürekli bir şekilde göz ardı ediliyor.
Israrlı taleplerimize ve her seferinde olumlu bulunmasına rağmen, diğer ülkelerdeki rakip çelik sektörlerinde bulunmayan ve rekabet gücü üzerinde olumsuz etki yaratan, sektöre ilave yük getirici nitelikteki, çevre katkı payı ve TRT payı uygulamaların sürdürülmesi, siyasi iradenin ve bürokrasinin, insiyatif kullanarak sorunları çözmek yerine, meselelerin çözümünü zamana yayarak, “çürümesini sağlama yöntemiyle çözme” şeklinde özetlenebilecek klasik yaklaşımı benimsediği intibaını veriyor.
Eğer durum gerçekten böyle ise, bu durum hızla gelişme iddiasındaki Türkiye’ye yakışmıyor. Ciddi maliyetlere katlanarak 2010 yılı itibariyle 43,5 Milyon ton ham çelik üretme kapasitesine ulaşan Türk çelik sektörünün, bu kapasitesini % 68 gibi düşük bir seviyede kullanabilmesinin, sadece sektör kuruluşlarını değil, ekonomiden sorumlu tüm birimleri rahatsız etmesi gerektiği düşünülüyor.
Bu cümleden olarak, tüm sanayinin hafta sonlarında, gece tarifesinden elektrik enerjisi kullanmasına imkan sağlanmasının ve yaz aylarında puant saatleri diliminin daraltılmasının, sanayinin uluslararası piyasadaki rekabet gücünün ve istihdamın arttırılmasına önemli katkı sağlayacağı değerlendiriliyor.
Saygılarımızla.
Dr. Veysel YAYAN
Genel Sekreter