Gerçekten de bu defa, Çin’deki artış % 24,5 seviyesinde kalırken, en büyük 15 çelik üreticisi ülke arasında yer alan ABD’nin % 61,5, Brezilya’nın % 59,3, Tayvan’ın % 50,5, Japonya’nın % 50,7, Almanya’nın % 49,3 gibi son derece yüksek oranlarda üretimlerini arttırdıkları görüldü. 2010 yılının ilk çeyreğinde, üretimi Çin’den daha düşük oranda artan ülkeler ise, yalnızca Rusya, Ukrayna, Hindistan ve Türkiye oldu.
Türkiye % 7,6 oranındaki üretim artışı ile, dünyanın en büyük 15 çelik üretici arasında en düşük performansa sahip ülke konumunda bulunuyor. Türkiye, sözkonusu % 7,6 oranındaki düşük performansını da, Mart ayında gerçekleştirdiği ve yine kendisini Rusya ve Hindistan’dan sonra 3. en kötü büyüme performansı gösteren ülke konumuna getiren % 19,7 oranındaki üretim artışına borçlu görünüyor.
Hiç şüphesiz, sözkonusu sonuçlar önemli ölçüde 2009 yılı performansı ile ilgili. 2009 yılında üretimleri en çok düşen ülkelerin, bu yıl üretimlerini en fazla arttıran ülke konumunu elde etmelerini, baz etkisi açıklaması ile, kısmen de olsa normal karşılamak mümkün. Ancak bu yorum resmin tümünü açıklamaya yetmiyor. Çelik sektörümüzün ihracatının ilk çeyrekte miktar yönünden % 27,6 oranında gerilemiş bulunması, uluslararası piyasada rekabet gücü açısından yaşanan problemi açıkça ortaya koyuyor. Mart ayında gözlenen kıpırdanma önemli ölçüde fiyatlardaki iyileşmeden kaynaklanıyor. Nisan ayında da değer yönünden mevzii bir iyileşme olsa bile, bu iyileşmenin miktar yönünden ihracata yansımaması rahatsızlık yaratıyor.
Bu arada, karşılaştırmanın, ihracatımızın ve üretimimizin gerilediği 2009 yılının ilk çeyreği ile yapıldığı ve ayrıca aradan geçen süre içerisinde yeni kapasitelerin de devreye girmiş bulunduğu hususlarının göz ardı edilmemesi gerekiyor. Daha fazla zaman kaybedilmemesi ve dünya çelik üretiminde son 10 yılda ilk defa bir kademe gerilememize de yol açan sözkonusu olumsuz görüntünün süratle sona erdirilebilmesi için, Sanayii ve Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanmış bulunan ve 2009 yılının 2. yarısında EKK’ya sunulmuş olan, Demir – Demirdışı Metaller Strateji Belgesi’nin süratle onaylanarak uygulamaya konulması; TRT payı, çevre katkı payı, gümrük müşavirlik bedelleri gibi sektörün rekabet gücünü olumsuz yönde etkileyen yüklerin kaldırılması ve başta elektrik enerjisi olmak üzere, girdi maliyetlerinin makul seviyelere düşürülmesi, yalnızca sektörümüzün performansı açısından değil, Türk ekonomisinin performansı açısından da hayati önem taşıyor.
Dr. Veysel Yayan
Genel Sekreter
Türkiye Demir Çelik Üreticileri Derneği