Dünya Çelik Üretimindeki Hızlı Artış Dengeleri Bozuyor


1/14/2010 12:00:00 AM

 

Global kriz sonrasında, çelik üretiminde ortaya çıkan düşüşün, 2008 yılının Aralık ayından itibaren durakladığı ve 2009 yılının Nisan ayına kadar dip noktalarda dalgalanan üretimin, Mayıs ayından itibaren dünya ekonomisinin resesyondan çıkış eğilimine paralel bir şekilde, yeniden yükselmeye başladığı gözleniyor.

 


 

Her ne kadar sözkonusu artış, başta Çin Halk Cumhuriyeti olmak üzere, ağırlıklı bir şekilde Asya ülkelerinde başlamış olsa da, takip eden aylarda diğer bölgelerdeki gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin de sözkonusu eğilimi takip ettikleri görülüyor.
Krizle birlikte üretiminde çok fazla düşüş yaşanmamış bulunan Çin’in üretiminin, 2009 yılının Mayıs ayından itibaren yeniden yükseliş eğilimine girmesine karşılık, keskin düşüşlerin gözlendiği ABD, AB, Rusya ve Ukrayna gibi ülkelerin çelik üretiminin, ancak Ağustos ayından itibaren toparlanmaya başladığı anlaşılıyor.
Kriz döneminde, stokların eritilmesine öncelik veren çelik tüketicisi kuruluşların, teşvik paketlerinin de etkisiyle, krizden çıkış sinyallerini almaları sonrasında, bu defa hem stoklarını yenilemek hem de artan talebe cevap verebilmek için yüksek girdi talebi ile piyasa dönmeleri, üretimin reel tüketimden fazla artış göstermesine neden olmuş bulunuyor. Teşvik paketlerinin etkisini yitirmesi ile bu defa, üretimdeki yükselişin tersine, talepte gözlenen daralma, piyasalarda arz fazlalığı oluşmasına neden olarak, fiyatların yeniden baskı altına girmesi sonucunu doğurmuş bulunuyor.
Benzer durum Türkiye’de de gözleniyor. Özellikle yassı ürünlerde, Mayıs ayına kadar yeni alım yapmadan stoklarını kullanma eğilimi gösteren tüketici kuruluşların, teşvik tedbirlerinin de etkisiyle, stoklarını yenilemeyi de içeren yüksek oranlı talep artışlarına, çelik sektörünün aynı hızda cevap verememesinin, kısa bir süre için de olsa, piyasada karaborsa oluşmasına yol açtığı biliniyor. Daha sonra üretimdeki artışa rağmen, teşvik paketlerinin etkisinin hafiflemesiyle, bu defa talepte yaşanan daralma, piyasada yeniden arz fazlalığı oluşmasına neden olarak, üretim ve fiyatların tekrar baskı altına girmesi ve üreticilerin negatif kâr marjları ile çalışmak durumunda kalmaları sonucunu doğurmuş bulunuyor.
Özellikle yılın son çeyreğinde, üretimde beklenen yüksek oranlı artışların, arz-talep, maliyetler ve fiyatlar arasında yeni dengeler oluşturulana kadar, bu durumdan olumsuz yönde etkilenmesi ve artış eğiliminin tekrar yavaşlamaya dönüşmesi kaçınılmaz görünüyor.
Burada, gerek dünya çelik sektöründe ve gerekse Ülkemizde, ihtiyacın üzerindeki kapasite, maliyetler ile nihai ürün fiyatları arasında makûl bir denge kurulmasını zorlaştırıcı rol oynamaya devam ediyor. Grafikler, Türkiye’nin çelik üretiminin dünya çelik sektöründeki gelişmeler ile paralel bir seyir takip ettiğini net bir şekilde ortaya koyuyor.
Diğer taraftan, girdi tedarikçilerinin tekel konumu, üreticilerin mamul fiyatlarını girdi fiyatlarına uygun bir şekilde ayarlamalarını sınırlayıcı rol oynuyor. Geride bıraktığımız yıllarda, mamûl fiyatlarındaki artışlar sonrasında,  kendi üretim maliyetlerinde ciddi bir artış olmadığı halde, cevher fiyatlarını % 80 seviyelerinde arttıran dünya demir cevheri ticaretinin % 70’inin üzerindeki önemli bir bölümünü elinde bulunduran 3 üretici kuruluştan oluşan oligopol yapının, 2009 yılında, nihai ürün fiyatlarının % 70 civarında düştüğü bir durumda, cevher fiyatlarında % 30 civarında indirimle iktifa etmeleri ve 2010 yılı için de, mamûl fiyatlarında henüz kayda değer bir iyileşme yaşanmamışken, % 30 civarında artış talebini gündeme getirmeleri, bu durumu teyid ediyor. Benzer şekilde, daha parçalı bir yapıda olmasına rağmen, az sayıdaki firmanın kontrolünde bulunan hurda sektörünün de, demir cevheri üreticileri ile aynı eğilim içerisinde olacaklarına ilişkin değerlendirmeler, yeni dengelerin kurulmasını müteakip, 2010 yılında mamûl fiyatlarında zorunlu bir yükseliş yaşanacağını ortaya koyuyor.

 


  Okunma Ekli Dosya
  307

Basın Ana Sayfa