Demir Cevheri Endüstrisinde Konsolidasyon Endişe Yaratıyor


12/21/2009 12:00:00 AM

 

Dünya demir cevheri piyasasının oligopol yapısı, demir çelik sektörünü olumsuz yönde etkilemeye devam ediyor. En son 2002-2003 yıllık referans fiyat görüşmelerinde % 2.4 oranında düşen fiyatlar, 2005-2006 döneminde % 71.5 ve 2007-2008 döneminde toz cevher için % 66 parça cevher için % 96.5 oranında olmak üzere,  2008 yılına kadar sürekli artış eğilimi göstermiş bulunuyor.

 

2008-2009 yılı kontratlarında sağlanan % 33 oranındaki fiyat düşüşünün ise, çelik fiyatlarında yaşanan gerilemeyi yansıtmanın oldukça uzağında kaldığı gözleniyor. Önümüzdeki günlerde başlayacak olan 2010-2011 dönemi fiyat müzakerelerinde, çelik sektörünün lehine bir sonuç çıkması ihtimalinin oldukça zayıf olduğu değerlendiriliyor.
Dünya çelik piyasalarında hızlı bir daralmanın yaşandığı global krize rağmen, Çin’in demir cevheri tüketimini ve ithalatını arttırmaya devam etmesinin yanında, dünya denizaşırı demir cevheri ticaretinin % 70’inin 3 firmanın kontrolünde bulunması, demir cevheri fiyatlarının çelik fiyatlarına paralel seyretmesini engelliyor. Bunun sonucunda, demir cevherinin, üretim maliyetleri içerisindeki payı artmaya devam ediyor. 
İlk kez 30 Mayıs 2008 tarihinde Rio Tinto’yu satın almak istediğini açıklayan BHP Billiton, dünya çelik endüstrisinin ve ilgili rekabet otoritelerinin birleşmeye karşı gelmesinin yanında, birkaç ay sonra global finans krizinin patlak vermesinin de etkisiyle, bu birleşme isteğinden vazgeçmişti. Ancak 5 Haziran 2009 tarihinde, BHP Billiton ve Rio Tinto’nun, Avustralya’daki tüm demir cevheri madenlerini birleştirmek suretiyle ortaklık kuracakları yönünde yeni bir açıklama yaptıkları biliniyor. Global demir cevheri piyasalarındaki oligopol yapının daha da güçlenmesi sonucunu doğuracak olan bu birleşmenin gerçekleşmesi halinde;
  1. Birleşmenin, miktar, kalite ve fiyat gibi, rekabetin temel parametreleri açısından rekabeti tamamen ortadan kaldıracağı,
  2. BHP Billiton ile Rio Tinto arasında gerçekleşecek birleşmenin, kısa vadede birleşik firmanın piyasa gücünü önemli ölçüde arttırmasına imkân sağlayacağı ve bu gücünü yıllık referans fiyat görüşmelerinde de kullanabileceği,
  3. Ayrıca, birleşik firmanın, kapasite genişletme plânlarını ertelemek suretiyle, arz-talep dengesini etkileyerek, orta ve uzun vadede demir cevheri fiyatlarının yükselmesine neden olabileceği,
  4. Bu ortaklıkla, spot piyasalarda, BHP’nin uzun vadeli kontratlardaki endeks tabanlı fiyat mekanizmasını empoze etmesi ihtimalinin gündeme geleceği,
  5. Bu birleşmenin, BHP ile Rio Tinto’nun kapasite konusunda rekabet etmelerini engelleyeceği; sözkonusu birleşme ile, her iki tarafın, bundan sonraki kapasite genişletme projelerini ortak firma üzerinden yapmaları sonucunu doğurarak, rekabeti engelleyici bir fonksiyon icra edeceği,
  6. Bu ortaklığın, BHP Billiton ve Rio Tinto’nun demir cevheri ürünlerine aynı standardı getirerek, önemli rekabet parametrelerinden kalite rekabetinin ortadan kalkmasına neden olacağı ve bunun sonucunda, yalnızca belirli kalitelerdeki ürünlerin müşterilere sunulacağı ve bu durumun da çelik üreticilerinin verimliliğine zarar vereceği,
  7. BHP ile Rio Tinto arasındaki kalite rekabetinin bitmesiyle, Vale üzerindeki kalite esaslı rekabet baskısının da azalacağı
değerlendiriliyor.
Esasen 3 oyuncunun hakimiyetinde olan ve 2008 yılında fiyatların tarihinin en yüksek seviyesine ulaştığı global demir cevheri piyasasında, bu tür birleşmelerin çelik fiyatlarındaki dalgalanmaların derinleşmesine ve üreticilerin kâr marjlarının önemli ölçüde daralmasına yol açarak, çelik endüstrisinin, çelik tüketicilerinin ve genel olarak ekonominin aleyhine sonuçlar doğurabileceği değerlendiriliyor.
Birleşmenin sonuçlarından en az etkilenmek için, ArcelorMittal gibi büyük üreticilerin, ihtiyaç duydukları cevherin % 80’e varan büyük bir bölümünü kendi kaynaklarından karşılayabilecekleri dikey bütünleşmelere gitmelerinin, aynı imkâna sahip olmayan üreticilerin rekabet gücünü olumsuz yönde etkilemesinden endişe duyuluyor.
Bu yüzden rakip üreticilere benzer şekilde, çelik üreticilerimizin de orta ve uzun vadede, girdi maliyetlerini asgariye indirecek ve rekabet güçlerini arttıracak dikey bütünleşme arayışı içerisinde olmalarının hayati önem taşıdığı değerlendiriliyor.

  Okunma Ekli Dosya
  320

Basın Ana Sayfa