Hükümetin elektrik enerjisi fiyatlarına yapmış olduğu son zamların, en fazla, enerji kullanımının en yoğun olduğu çelik sektörünü etkileyeceği değerlendiriliyor.Demir çelik fiyatlarının 1500 dolar/ton civarında bulunduğu dönemde, toplam maliyetleri içerisinde % 6-7 civarında olan elektrik enerjisi girdi maliyetlerinin payının, sözkonusu fiyatların 500 dolar/ton seviyelerine düştüğü mevcut durumda, %20’nin üzerine çıktığı hesaplanıyor.
2009 yılının Ocak ayında yapılan Ekonomik Koordinasyon Kurulu toplantısında sağlanan mutabakat istikâmetinde, elektrik enerjisi fiyatları üzerindeki her türlü fon ve kesintinin kaldırılması, hafta sonu bayram tatili gibi özel günlerde, eskiden olduğu gibi gece tarifesi uygulamasına geçilmesi beklenirken, beklentilerin aksine fiyatlara % 10 civarında zam yapılması, esasen girdi ve nihai ürün fiyatları arasında sıkışmış bulunan üretici kuruluşları, uluslararası piyasalardaki rekabet gücünü kaybetme riski ile karşı karşıya bırakmış ve bu durum, elektrik enerjisi girdi maliyetlerinin düşürülmesini, sektörün çözülmesi gereken birinci derecede öncelikli sorunu haline getirmiş bulunuyor.
Diğer taraftan, bireysel tüketiciler ile sanayiinin kullandığı elektrik enerjisi fiyatları arasındaki farkın % 10 gibi ihmal edilir derecede küçük bir seviyede bulunması, fiyatlandırma konusunda dikkat çeken bir başka hususu teşkil ediyor . Bu oran A.B: ülkelerinde % 180 seviyelerine kadar ulaşıyor. Böylece 1 milyar kw saat elektrik enerjisi kullanan sanayici ile, 100 kw elektrik enerjisi kullanan bireysel tüketicinin kw saat başına aynı bedeli ödemesinin, kıt kaynak durumundaki elektrik enerjisinin israfına yol açtığı gözleniyor. Bu nedenle, sanayi kesimi gerek kayıp ve kaçakların, gerekse bireysel tüketiciye uygulanan indirimli tarifenin bedelini , ödemek durumunda kalıyor.
Hiç şüphesiz sosyal politikaların yürütülmesi, hükümetlerin sorumluluğunda bulunuyor. Bu cümleden olarak, sosyal güvenlik kuruluşlarının üstlendikleri ve bütçeye ilâve 50 milyar TL yük getirecek nitelikteki uygulamalar ile, bireysel tüketicilere uygulanan düşük elektrik enerjisi fiyatları, Hükûmetin siyasi tercihinin bir ifadesi olarak görülüyor.
Ancak sanayinin daha çok üretemediği, daha çok ihraç edemediği, daha çok vergi veremediği bir yapıda, sözkonusu sosyal politikaların sürdürülemeyeceği, kalıcı olmayan, sürekli revize edilmek mecburiyetinde kalınan sosyal açılımların ise, itibar kaybına yol açacağı değerlendiriliyor.
Dünyanın hemen tüm çelik üreticisi ülkelerde, içinde yaşanılan kriz ortamında, sektörü korumaya yönelik etkili tedbirler alınır iken, Türkiye’de birkaç hafta içerisinde uygulamaya aktarılması hususunda mutabık kalınan tedbirlerin, aradan 9 ay gibi uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen uygulamaya aktarılmaması ve sektöre yeni yükler getirilmesi, ciddi ölçüde rahatsızlık yaratıyor.
Son uygulama, devletin kârdan makul bir pay almasından ziyade, esasen bıçak sırtı marjlar ile ve zaman zaman zararına üretim yapmak durumunda kalan sektörün, yükünün daha da ağırlaştırılması anlamına geliyor ve bu yönüyle uluslararası piyasadaki varlığını tehdit ediyor. Sektörün yükünü azaltacak tedbirlerin, ihracat, istihdam, vergi şeklinde geri dönüşünün bulunduğu hususu göz ardı ediliyor.
Bu sebepledir ki,
§ Sanayi kesimine, üretimin tüketimden fazla olduğu hafta sonları ve bayram tatillerinde, gece tarifesi uygulanması,
§ TRT payı, belediye payı ve enerji fonu gibi kesintilere son verilmesi,
§ Kesinti ve vergilerin, KDV matrahı dışında tutulması,
§ Elektrik enerjisi fiyatlarında, tüketim miktarını esas alan ve tüketim arttıkça fiyatlarda düşüş sağlayan, AB ülkelerindeki sanayi tarife gruplarına benzer bir düzenlemeye gidilmesi,
üretim maliyetlerinin düşürülmesi, sektörün serbest piyasa mekanizması kuralları çerçevesinde faaliyetlerini sürdürebilmesi, uluslararası piyasadaki rekabet gücünün ve ihracatın arttırılması açısından, hayati önem taşıyor.